16 Aralık 2019 Pazartesi

İnsan şaşıp kalıyor arkadaş.. Hayat çok garip..Dün gece yarı yolda bisikletin tekeri patlayınca biraz korktum.
-''Ahanda başıma bu da mı gelecekti, nasıl eve dönecem şimdi?'' diye düşündüm. Düpedüz bi belaydı bu..

22 Kasım 2019 Cuma

Halı Saha Maçı ve Kişilik Testi

İnsanın karakterini beraber halı saha maçı yaparken de anlayabiliriz..
Mesela sürekli rakip sahada hatta rakip kalede bekleyen biri hakkında ne düşünürüz? Bu arkadaş herkesten fazla gol atsa ve takımı yenik ayrılsa nasıl yorum yaparız?

1 Mart 2019 Cuma

Hocam, Bir Dakika Biz Ne Yapıyoruz?



Diyarbakır'ın Çermik ilçesinde dün cumhuriyet savcısı ve ekibine karşı öğretmenler halı saha tartışmasına girmiş, bu tartışmanın sonu karakolda bitmiş, bence ülkece içler acısı durumumuzun karikatürize edilmiş hali ortaya serilmiş.. Olay tek başına çok çirkin, hatta gayet iğrençken bunun üzerinden verilen tepkiler de bir hayli düşündürücü..
Olay basından takip ettiğime göre şöyle gerçekleşmiş.. Halı saha saatini şaşıran cumhuriyet savcısı elindeki otoriteyi haksızca kullanmış, olay yerine polisi çağırtmış, polis de halı sahadakilere kimlik kontrolü yapmak istemiş ve hatta yapmış, ancak 14 kişinin üzerinden kimlik çıkmamış, savcının ikazına itaat etmeyen kişilerin üzerinden bir de kimlik çıkmayınca olay göz altına alınmasıyla sonuçlanmış. Ardından cumhuriyet savcısına art arda tepkiler gelmiş ve Adalet bakanlığı da bu olayla ilgili soruşturma başlatmış.

22 Şubat 2019 Cuma

''Düşerken'' düşündüklerim



                                       'İnsanlar birbirini nasıl tanır ya da tanıyabilir?''
                                                                          ve  
                                           '' Hangi insanlar birbiriyle anlaşabilir?''

Bu iki soru son zamanlarda kafamı çok kurcalıyor. Harbiden birbirimizi nasıl tanıyacağız hocam? Bunu sormaya gerek bile yok aslında. Konuşarak.. Sonuçta insanlığın konuşmak gibi bir kabiliyeti var ve bunu da kullanmak gerekir. Peki konuşacağız da, ne ve nasıl konuşacağız? Tabii konuşmalarda kendimizden bahsedeceğiz, kendimizi anlatacağız. Ancak '' Kendini anlatabilmek diye bir hurafe var, işimize geldiği için körü körüne inanıyoruz. Bu dünyada kim kime kendini anlatabilmiş ki?'' diyor yazarımız Tarık Tufan..

21 Şubat 2019 Perşembe


Metroya binmeden kartımı doldurmak için kioska yöneldim.
Sırada üstleri biraz bakımsız mülteci aile ve bi eleman vardı. Mülteci ailenin babası elindeki ATM veya kredi kartı ile Ankara kartını doldurmaya çalışıyordu, ailenin annesi de çocuğunu kucağında taşıyordu.

Kilom hızla artmaya başlayınca akşam koşayım dedim, sporuma köpekler engel oldu. Olay şu şekilde gerçekleşti:

Bisikletimle ilerlerken biri tak diye önüme kırdı.. Tabii o anda benim sigortalar atıverdi.. Camı açtıkları anda "Arkadaş o sinyali oraya niye koymuşlar, ben müneccim miyim sizin sağa dönüp dönmeyeceğinizi nereden bileyim." diye höykürdüm..
Eleman gülerek "Tamam tamam.. Optimum'a nasıl gideriz?" diye sordu konuşmanın arasına girip.. Aha bu sefer bende sigorta ile birlikte contalar da yandı..


Eşek kardeş, son zamanlarda kendi kabuğuna çekilmiş ve biz bu durumu tespit edince hemen kendisiyle iletişime geçip durum değerlendirmesi yaptık. Eşek kardeş pek çok şeyi kendine dert edinmiş ancak

Metroda inenleri beklemeyip, kendini alemin tek akıllısı zanneden, kuralları çiğnemekten garip bir haz alan kişilerin içeri yandan yandan sızmasını engellemek için yeni bir taktik uygulamaya başladım.
İstanbul yol anıları;
Ankara'ya dönmeden Kadıköy-Maltepe sahil yolu boyunca sağa sola boş boş bakına bakına gezinirken otobüs vaktinin yaklaştığını fark edince navigasyona Kamilkoç'un Dudullu aktarma yerinin adresini girdim. Ancak navigasyon, güney batı yönünde sağa; kuzey doğu yönünde sola gibi tarifler vermeye başlayınca, kontrolü kaybetmeden birine sormaya karar verdim.

Şu sıralar Stefan Zweig'ın kitaplarını bi okuyayım dedim. İyiki icraata geçip okumuşum. En son Rotterdamlı Erasmus kitabını okuyup "Tarihte neler olmuş hacuu" deyip durdum. Çünkü
Bakakalırım giden servisin ardından;
Atamam kendimi yollara dünya güzel;
Serde erkeklik var, ağlayamam.

Allah'ını seven beni Sincan'dan Oran'a götürsün..
Müzik aleti çalmak gibi, spor yapmak gibi, ne bileyim kamp yapmak gibi hobileri olan insanları seviyorum ve önemsiyorum. Böyle hobileri olan insanların kendine ait hikayeleri oluyor, ve ufuk açıcı oluyorlar. Bu tür insanlarla beraber olunca sen de icraate geçmeye hevesleniyor hatta bazen geçiyorsun da.. Çünkü

Sobayı sevmiyorum, soba romantizmi muhabbetini de sevmiyorum; soba üstündeki kestane ve mandalina kabuğu da ilgimi çekmiyor. Kombiyi seviyorum ben..

"Ben rüyamın peşinden gidiyorum. şayet başarısız olursam, hikâyemi nakşet ki bunca çaba boşa gitti sanılmasın."

Cenneti Beklerken-Derviş Zaim
Soğuk ancak kemiklerini sızlatmayan, güneşli bir Yüksekova sabahından günaydın arkadaşlar.. Sabah uyanınca şöyle bir etrafı gezeyim dedim ve doğal olarak kendimi Yüksekova'nın çarşı için en büyük caddesi olan Cengiz Topel caddesinde gezerken buldum. Dün gece sindirim sistemi ile ilgili bir sorun yaşadığımdan otele erken geçip, şehri gezememiştim. Şimdi dolaşıyorum ve liselilerin güler yüzlü muhabbetlerine şahitlik ediyorum. Bakalım ne konuşuyorlar?
-Servis günlüğü

-'Pazar 07.00'da kurumda olmam gerek' servisi

Tabii servis 06.00 gibi toplamaya başladığı ve ilk beni aldığı için uyku ihtiyacımın bir kısmını serviste karşılıyorum. Kafam cama yaslanmış ancak gözlerden biri açık diğeri kapalı.. Ne olur ne olmaz efendim.. Ortam kötü, hadi bu servis benim servis değilse.. Eski zamanların kulak memesi kıvamındaki naifliği yok ki artık sonuçta..
Olayı uzatmayalım, işte
1-) Siz şahincilere laf edersiniz ama trafikte zor durumda kalırsanız size şahinciler yardım eder.
2-) Siz şahincilere laf edersiniz ama otostopta sizi arabasına şahinciler alır.
3-) Siz şahincilere laf edersiniz, evet trafikte sinyal kullanmaz şahinciler ve önünüze şahinciler kırar.
4-) Siz şahincilere laf edersiniz, evet trafikte size el kol işaretini şahinciler yapar.

1-) Kötü niyetli insan diye bir şey var. Bunu kabul etmeliyiz.
2-) Kötü niyetli insanlarla sabah sabah burun buruna gelebilirsin. Bu gerçeği de kabul etmek gerekir.
3-) Kötü niyetli insanla karşılaştığında ölü taklidi yapmalısın ruh sağlığın açısından.. Sıcak temas bunlar için mutluluk kaynağı. Bu gerçeği de kabul etmeliyiz.
4-) Kötü niyetli insanla karşılaştın ve sıcak temasa geçtin. Yapacak bir şey yok. Artık Allah ne verdiyse.
Çocuklara en büyük zararı yine kendi aileleri veriyor.. Başına bir şey gelmesin diye çocukları fanusta yetiştirecekler neredeyse.. Bunun için çocuk kavgalarını bile aileler kendileri yapıyor. Okulda veliler çeşitli gruplara ayrılıp whatsapp gruplarında buluşup, bu gruplarda küçücük çocuklar üzerinden dedikodu ağı kuruyorlar. Bu dedikodu kazanına dönüşen cehennem odacıklarında, çocukların kendi aralarında yaptıkları çocukça kavgaları, gayet ciddi bir şekilde masaya yatırıp, krizi derinleştiriyorlar; sonra aileler birbirine giriyor; zaten öğretmen kafayı yiyor bunlar olurken..
Aileler bu saçmasapan ortamı oluşturup sonra orada burada yeni nesil üzerinden ahkam kesiyorlar. (Bak kafam zonkladı)
Çay çok abartılıyor, güzel olan çay değil kahvedir..
Tabii Nescafe'yi kahveden saymıyorum, Nescafe kahvelerin bölücüsüdür efendim, ajanıdır ve hainidir.
Bugünkü düşüncelerim bu kadar.

Sessiz, sakin ve serin bir Ankara gecesinden notlar..

İçiniz sıkıldı ve tonton yaşlı bir amcaya denk gelip aklınızdan ne geçiyorsa hepsini bu amcanın üstüne boşaltınız, ancak bunlar olup biterken bu tonton amca sevimli bir gülümsemeyle yüzünüze sadece baktıysa eğer, işte vakt-i zamanında en akıllıca saydığı fikirlerinin saçmalığını, en içten duygularının yapmacıklığını kavramış, hayatta görmüş geçirmiş, ilahi işleyişi çözmek üzere olan birisine denk gelmişsiniz demektir.



Adı Erdal, soyadı Eş..
Dükkanı küçük, yüreği geniş yani küçük esnaf.. Kitap alıp satar, bir şekilde rızkını çıkarır..
Karizma, yok. Yakışıklılık, o da yok..Boyu kısa, kilosu yerinde.. Sempatiklik, var.
Dünyanın huzur ve esenliğe ulaşması adına kendince bir mesajı, iddiası var. İddia derecesi, zayıf. Bence yeterli, fazlası zarar. Derece artınca sapıtıyor..
Yaşamış, görmüş geçirmiş yani hikâye sahibidir.. Cengiz Özkan'dan "Ne feryâd edersin divâne bülbül" türküsünü onlarca kez dinler, efkarlanır. Dışarı çıkar sigarasını yakar, yoldan geçen kalabalığı seyreder. Romantik bir tavrı vardır.
Türkiye'de felsefeye pek ilgi duyulmamasının en büyük nedeni özellikle felsefe tercümesi yapanların kullandığı anlaşılmaz dildir bence.
Tabii ilgisizlik üzerine pek çok şey sıralanabilir, ancak en büyük sebep budur.
Şimdi ismi lazım değil bir kitap okuyorum, sürekli "koyutlamak" diye bir fiil kullanılıyor. Kelimeyi Google'a yazdım, İngilizcesi yani "postulate" çıktı önüme ilk önce.. Sonra kelimenin "farz etmek, varsaymak" anlamına geldiğini öğrendim.

Metro zemini güzel, hayat güzel.

Metroda yerde oturmanın başka bir güzelliği de, koltuklarda otururken yerimi başka birine vereyim mi vermeyeyim mi telaşının olmaması..
Birisi "Kalk iki dakika da ben oturayım" diyemez..

Adnan Oktar'ın Ardından

Adnan Oktar üzerinden "Çok ahlâklı olduğunu ispatlama yarışına" girişenlerin, eleman tutuklandıktan sonra, televizyon programlarında onun yanında yer alan kadınlar üzerine kurdukları fantezileri veya espirileri okumak tuhafıma gidiyor.

Servis Kavgaları

Serviste şoförle yolcu arasında arada sırada soğuk savaş bir anda sıcak savaşa dönüşüyor.
(Bu arkadaşlar her daim bir birlerine husumet besliyor.)
Sonra dönüp bana bakıyorlar, illa taraf yapacaklar..
Tabii ben de o anda ölü taklidi yapıyorum, bu tavrımı gören kavganın tarafları bana doğru bakıp "cık cık cık" sesleri çıkarıyorlar.
Ne "cık cık cık"ı.. "Cık cık cık" filan yok.. Adamı hasta etmeyin.. Ya kardeşim,

Kurban Etleri Mevzuusu

Ya bir kaç gündür yazılanları okuyorum; yok efendim derin dondurucuya konulan etler, yok efendim kurban kes(e)meyenlere dağıtılmayan etler, yok efendim dağıtılsa da verilen etin kemikli yeri veriliyor olması gibi daha neler neler..
Bunları yazanlar nerede yaşıyor yaw, akraba komşuluk ilişkileri nasıl çok merak ediyorum. Hayır,

Yeni Üniversitelilere Notlar

Üniversite sonuçları açıklandı geçenlerde.. Üniversiteye giren öğrencilerime her daim tavsiye ettiğim şeyleri buradan yine paylaşayım. Zaten geleneksel olarak bu tür yazıları yazıyorum hep bu dönemlerde.. Bazı ufak tefek değişikliklerle yine geleneği bozmayayım.
(Tabii böyle yazılar yazarak kendimi tatmin etmiş oluyorum. İnsan kendini önemli biri gibi görüyor. Ancak yine de tecrübelerin paylaşılması da okuyan ve yazan için yeni bir vizyon açabilir. Tabii bu maddelerde benim ön yargılarımı da hesaba katmak gerekir..)


1-) İlk önce hayırlı uğurlu olsun. Hayatınızın en güzel dönemlerinden birine giriş yaptınız. Ben uzun ve yorucu bi üniversite hayatı geçirsem de, tekrar böyle bi dönem geçirmek isterdim.

Prius zaferi

Serviste yaşanan sıcak çatışma sırasında, kavgaya taraf olmak istemeyip ölü taklidi yapan abiyi yakalayan olayın tarafları abiye yüklenmeye başladı. (Benim konum çok iyi, olaya uzak kaldım, ama çatışma gayet iyi gözlenebiliyor, sanırım beni unuttular ayrıca..)
Şimdi yakayı ele veren abi, herkesi sükunete davet edip kafasını 45 derece yukarı kaldırıp sağa, boşluğa doğru bakıyor. Sanırım trip atıyor. Kavganın tarafları abimizi üzdüler.
Şu anda zihnimde şunlar yankılanmaya başladı;

Dönüşüm ve Müslüm

Son zamanlarda Müslüm Gürses'in (görebildiğim kadarıyla) varoş, taşra (ne derseniz artık işte) kesiminden entel, entellektüel, aydın, münevver (artık hangisini kullanmak isterseniz işte) kesime kadar herkesin takip etmesinin, dinlenmesinin şaşkınlığı var gibi..
Bu var olduğu düşünülen iki kesim arasındaki köprüyü 2000lerdeki afillifilintalar oluşumunun kurduğunu düşünüyorum. Bu tayfanın eserlerinde aydın-toplum uyuşmazlığı, köyden kente ve kentin içinde göç, mahalle kavramları işlendi ve epey de genç bunlara talep gösterdi.(Eserleri insanlara tepeden bakmıyordu, gayet sempatikti) Afillifilintalar'da kimler vardı? Onur Ünlü, Hakan Albayrak, Emrah Serbes, Gökhan Özcan, Alper Canıgüz gibi isimler vardı.(Bunlar farklı dünya görüşüne sahip kişiler.) Onur Ünlü'nün Leyla İle Mecnun, Emrah Serbes'in Behzat Ç. gibi dizileri, Alper Canigüz'in absürd komedi dalında kitaplarında hep Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, Orhan Gencebay şarkıları yerini aldı.(Hatta Neşet Ertaş'i bu dönemden önce gençler dinler miydi? Behzat Ç dizisinin Neşet hayranlığını körüklediğine eminim)

Cinnet Geçiriyorum Beyler, Yetişin

-Bla bla bla... Haksız mıyım?
-Haklısın abi...
-Bla bla bla... Haksız mıyım?
-Haklısın abi...
-Bla bla bla... Haksız mıyım?
-Haklısın abi...
Yemin ediyorum değerli günlük, kendimden tiksiniyorum. Evet, evet, kendimden tiksiniyorum, iğreniyorum. Tam bir çöp poşeti gibi hissediyorum şu an kendimi. Servis aracında yancı olup, şöförün her dediğine onay vermenin de bir limiti var arkadaş... Bizimki her bitirdiği cümleden sonra, nokta yerine ''Haksız mıyım?'' lafını kullanıyor, ve ben de ''Haklısın abi'' diyerek kafamı sallıyorum.
Tabii bunu neden yapıyorum bilemiyorum. İç güdüsel olabilir. Belki de sebebi maliyetidir. ''Haksızsın abi, olmaz öyle şey, yemin ederim saçmalıyorsun, abi sen her zaman saçmalıyorsun zaten!!'' gibi şeyler dersem ağır sonuçlara sebebiyet verebilirim.

1-) Eleman cinnet geçirip servisin direksiyonu hiç olmayacak şekilde kırabilir. Sonuç olarak ortalık kan gölüne dönebilir. Hiç hoş değil.

Hey Shrike

Ölümcül Makineler filmindeki yeşil gözlü canavar Shrike..
Seni seviyorum hoca...
Bazı gereksizliklerin oldu, ortalığı çok döktün kırdın ancak içten, samimi bir adam yani adam gibi bir adamdın..

Servisçi Yancısı Olmak Zor İki gözüm

Değerli günlük, yine serviste muavin koltuğunda yancılık vazifemi sonuna kadar yerine getiriyorum.
Şöyleki servisçi abi, millete korna basıyor ve korna basılan kişiye kızgın, öfkeli, iğrençsin sen bakışı atıyor; ben tabii kornaya basamasam da bakışlarımla abiye eşlik ediyorum.
Tabii korna yiyen eleman şoföre mi bana mı bakacağını bilemeden yolu açıyor. Sonra korna çalınan kişinin nasıl iğrenç bir yaratık olduğunu vurguluyorum şoför abiye..
''Dünyada tek iyi sensin, diğerleri kötü bir figüran'' mesajını da vermeyi eklemeyi unutmuyorum.
Takım arkadaşı olmak bunu gerektirir, ancak kendimden tiksiniyorum. Bu da bir gerçek.
Bir daha muavin koltuğuna oturmayacam, yüzük görünce şekli değişen Gollum’a dönüşüyorum. İktidar olmanın ağırlığını taşıyamıyorum.

İki Dönercinin Düşündürdükleri

Mesela her zamanki gibi acıktım diyelim.
Bu sebeple etrafa, ne yiyebilirim diye bakındım.
Sonra döner yemeye karar verdim diyelim.
Farzedelim ki, iki dönerci var gidebileceğim ve bunlar da yan yana.. Bir dönercinin girişinde “Sizin için varız, sizin için buradayız, hakkın yolunda halkın yanındayız, söz konusu vatan ” gibi yazılar var, diğerinde “Para kazanmak için buradayız” diye yazmış güya.
Ben ikincisini tercih ederdim. Çünkü bir işletmenin açılmasının amacı para kazanmaktır. İkinci işletme net bir tavır sergiliyor. Uzun ömürlü, kârlı bi işletme olması için müşteri memnuniyetini ön plana koyması gerekir ki, batmasın.

Poşet ve Akıl

Poşet gibi millete akıl dağıtmak da paralı olmalı. Çünkü memlekette bir ‘akıl dağıtma’ israfı yaşanıyor. Bu israfın önüne geçmek lazım.
Hem paralı olursa ‘akıl veren’ kendini karşı tarafa “kızma, yada yanlış anlama ben senin iyiliğin için söylüyorum” diyerek anlamı olmayan samimiyet ispatına girmez, “Parasıyla değil mi kardeşim, parayı bastım akıl verdim” der özgüvenle..
Bu arada akıl verme işlemi 1 lira olabilir; 50 kuruş akıl vermeye maruz kalana, 50 kuruş da devlete kalsın.. İstemediği halde akıl alma (radyoaktif sızıntı gibi bir şey) işlemine daha az maruz kalacak ve para kazanacaktır mağdur. Devlet de vergi geliri elde edecek. Yani bu işlemin sonunda herkes kazanacak.