'İnsanlar birbirini nasıl tanır ya da tanıyabilir?''
ve
'' Hangi insanlar birbiriyle anlaşabilir?''
Bu iki soru son zamanlarda kafamı çok kurcalıyor. Harbiden birbirimizi nasıl tanıyacağız hocam? Bunu sormaya gerek bile yok aslında. Konuşarak.. Sonuçta insanlığın konuşmak gibi bir kabiliyeti var ve bunu da kullanmak gerekir. Peki konuşacağız da, ne ve nasıl konuşacağız? Tabii konuşmalarda kendimizden bahsedeceğiz, kendimizi anlatacağız. Ancak '' Kendini anlatabilmek diye bir hurafe var, işimize geldiği için körü körüne inanıyoruz. Bu dünyada kim kime kendini anlatabilmiş ki?'' diyor yazarımız Tarık Tufan..
Tarık Tufan'ın ilgi alanı sanırım, farklı mahallelerdeki insanların hikayeleri.. Dur bir dakika, ayrıca karakterler hep bir yere gitmek, kurtulmak istiyor.. Yani Tarık Tufan gitme meraklısı bir arkadaşımız.. Anna şiirinde de bu vardı, Uzak İhtimal filminde de bu vardı. Uzak ihtimal'de müezzin ile rahibin hikayesini izledik, Şanzelize Düğün salonunda da buna buna benzer bir duruma şahitlik bu arada.. Ve evet, ''Düşerken'' adlı romanımızda da sıhhi tesisatçı İshak ile doğma büyüme İstanbullu, aykırı tipli ressam Jülide'nin hikayesini okumuş olduk.. İshak ve Julide hiç beklenmedik anda tepkileri, dedikoduları göz ardı ederek birlikte gittiler, yolculuk ettiler (Niye bu yolculuğa çıktılar sorusunun cevabını kitabı okuyarak alabilirsiniz) ve tanıştıkları andan itibaren birbirlerinin hayatlarına aç gözlü bir sömürgeci gibi değil, meraklı bir kaşif gibi, gördüklerine hayranlık duyan bir seyyah gibi, bir nefeslik sığınma arayan mülteciler gibi, sırrın peşindeki derviş gibi girdiler.
Yol boyunca adil bir sıra gözeterek, hayatlarını parça parça birbirlerine açmaya başladılar. Birbirlerinin ülkesine barbarlar gibi işgal etmek yerine, davet edildikleri yerde, misafir edildikleri müddetçe kalmayı kabul ederek..
İşte eğer bu kitabı okursanız iki farklı mahalleden insanın hayatının kesişmesine, tanışmasına, anlaşmasına ve bunların bireysel olarak hayat hikayelerine şahitlik edeceksiniz.. Bu şahitlik; bazen sizi sarsacak, şaşırtacak, şiirsel üslubun içine sokacak bazen de aforizma kasma merakından ötürü sıkacak...
Selamlar...
Tarık Tufan'ın ilgi alanı sanırım, farklı mahallelerdeki insanların hikayeleri.. Dur bir dakika, ayrıca karakterler hep bir yere gitmek, kurtulmak istiyor.. Yani Tarık Tufan gitme meraklısı bir arkadaşımız.. Anna şiirinde de bu vardı, Uzak İhtimal filminde de bu vardı. Uzak ihtimal'de müezzin ile rahibin hikayesini izledik, Şanzelize Düğün salonunda da buna buna benzer bir duruma şahitlik bu arada.. Ve evet, ''Düşerken'' adlı romanımızda da sıhhi tesisatçı İshak ile doğma büyüme İstanbullu, aykırı tipli ressam Jülide'nin hikayesini okumuş olduk.. İshak ve Julide hiç beklenmedik anda tepkileri, dedikoduları göz ardı ederek birlikte gittiler, yolculuk ettiler (Niye bu yolculuğa çıktılar sorusunun cevabını kitabı okuyarak alabilirsiniz) ve tanıştıkları andan itibaren birbirlerinin hayatlarına aç gözlü bir sömürgeci gibi değil, meraklı bir kaşif gibi, gördüklerine hayranlık duyan bir seyyah gibi, bir nefeslik sığınma arayan mülteciler gibi, sırrın peşindeki derviş gibi girdiler.
Yol boyunca adil bir sıra gözeterek, hayatlarını parça parça birbirlerine açmaya başladılar. Birbirlerinin ülkesine barbarlar gibi işgal etmek yerine, davet edildikleri yerde, misafir edildikleri müddetçe kalmayı kabul ederek..
İşte eğer bu kitabı okursanız iki farklı mahalleden insanın hayatının kesişmesine, tanışmasına, anlaşmasına ve bunların bireysel olarak hayat hikayelerine şahitlik edeceksiniz.. Bu şahitlik; bazen sizi sarsacak, şaşırtacak, şiirsel üslubun içine sokacak bazen de aforizma kasma merakından ötürü sıkacak...
Selamlar...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder