Sırada üstleri biraz bakımsız mülteci aile ve bi eleman vardı. Mülteci ailenin babası elindeki ATM veya kredi kartı ile Ankara kartını doldurmaya çalışıyordu, ailenin annesi de çocuğunu kucağında taşıyordu.
Mülteci baba kartını doldurmayı beceremedi, ve sıradaki elemandan yardım istedi. Eleman da bir şeyler denedi ve o da beceremeyince kendisi elindeki para ile kartı doldurup babaya verdi. Eleman kartı doldururken mülteci baba bozuk bir Türkçe ile ''Para var, teşekkür, para var'' dese de eleman dinlemedi ve kartı doldurup aileyi de mahçup etmek istemeden güzel bir gülümsemeyle kartı teslim etti.
Mülteci baba, sanırım hanımının yanında kendini mahçup hissettiğinden eşine baktı, sonra elemana karı-koca gülümseyerek bakarak teşekkür ettiler, ve iki taraf yoluna devam etti.
Ben de kartımı doldurdum ve sarhoş olmuş bir şekilde olay mahallinden uzaklaştım.
Yolculuk uzun sürdüğünden zaman geçirmek için genelde kitap okurdum ancak bu sefer boş koltuklara dahi oturmadan metronun körüklerinin oraya kafam bulanık bir şekilde bağdaş kurup oturdum. Kafamda yol boyunca '' devlet, güç, iktidar, otorite, hırs, savaş, iç savaş, insan, aile, mülteci, memleket, memleketim, ev, evim, dava, ülkü, din, ideoloji, kahrolası aşağılık savaş makineleri'' gibi şeyler hiç bir anlamlı cümle kuramadan dalgalanıp durdu. Ama işte hayat devam ediyor..
15.03.2017

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder