21 Şubat 2019 Perşembe


Şu sıralar Stefan Zweig'ın kitaplarını bi okuyayım dedim. İyiki icraata geçip okumuşum. En son Rotterdamlı Erasmus kitabını okuyup "Tarihte neler olmuş hacuu" deyip durdum. Çünkü
Avrupa'nın temel taşları denebilecek Erasmus ile Luther'ın mahalle kavgasını andıran tartışmalarını hiç mi hiç beklemiyordum. İki eleman da bulunduğu zaman dilimindeki kilisenin hâl ve hareketlerinden memnun değil, ikisi de değişim istiyor ancak birbirine en yakın olabilecek olanlar yine birbirini yiyor. Çünkü Erasmus ve Luther kişilik özellikleri ve bununla birlikte değişim metotları farklı.. Erasmus, barış taraftarı, geleneği de dikkate alan çok sesliliği, ortak insanlık ideali peşinde hümanist , aksiyonu sevmeyen, polarizasyona kapılmayıp tarafsız kalmayı tercih eden bir arkadaş; Luther ise tam bi aksiyon adamı, gelenekle hesaplaşma hususunda hiç geri adım atmayan gerektiğinde bu uğurda kan dökmekten çekinmeyen, hatta özgürlük peşinde koşarken faşizme meyleden bıçkın, enerjik, pek de nazik olmayan bir arkadaş.. Hâl böyle olunca kapışma kaçınılmaz oluyor ve özellikle Luther kaka, bok, şeytan vb hakaretlerle Erasmus'a saldırıp bu zamanda taraf olmayanın bertaraf olacağını, korkaklığın lüzumu olmadığını ifade ediyor. Erasmus, korkak bir adam mı bilemiyorum ancak gelenekle bu şekilde hesaplaşmanın çok kan dökülmesine sebep olacağını düşünüyor. Tabii böyle dönemlerde tarafsız kalmaya çalışmak da bi taraf olmaya neden olup birbirini parçalayan farklı kutuplar tarafından Erasmus'un başına geldiği gibi linçe maruz kalabiliyorsun. Sonuç olarak, Luther tarafından korkaklıkla, şeytanlaşmayla suçlanan Erasmus harbiden de haklı çıkıyor. Kiliseler yakılıp yıkılıyor, Roma yağmalanıyor, binlerce kişi can veriyor..
Bunları okurken bizim içinde bulunduğumuz durumla da gayet paralellikler hissettim. Geleneği sıkı sıkı savunanlar, sorun olduğunu düşündüğü halde gelenekle hesaplaşma hususunda çekingen olanlar, ve gelenekle hesaplaşma taraftarları.. Bunlar birbirine acayip hakaret ediyorlar. (Geçenlerde farklı görüşteki iki hoca mahalle kavgasına girişmişti mesela) Bunlara şahitlik edince kitabı okurken, demekki süreç her zaman böyle ilerliyor, yaşamaya bakalım deyip durdum. Bazen içim rahatladı; bazen sıkıldım, bunaldım, yüreğim daraldı.. Neyse hayat bu işte.. Heybeyi dolduralım sonucuna varıp, kitabı sizlere tavsiye edebilmek için bu yazıyı yazdım. Saygılarımla..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder