16 Kasım 2011 Çarşamba

İnsan aşık olunca aciz olduğunu anlıyor!!







İnsan kendini bazen çok aciz hissediyor. Gerçi sanırım insanoğlu her zaman aciz bi varlık, ancak normal hayatın akışında bu acizlik durumu pek belli olmuyor, bunun üzerinde çok fazla düşünmüyorsun. Bir zaman oluyor, bi konu üzerimde düşünmeye başlıyorsun, düşündükçe batıyorsun; bu sefer düşündüğün konuyu bi kenara koyuyorsun ve ''Ule biz ne kadar aciz varlıklarız öyle!!'' diye düşünmeye başlıyorsun. Çok rezil bir durum.

Örneğin eğer aşıksan bu acizlik çok daha net görünüyor. Çok felaket bir durum. Normalde rahat konuşup, rahat hareket ederken; aşık filan olunca saçmalama dönemin başlıyor. Sevdiğin kızla bir şekilde iletişime geçmek istiyorsun. Nedense bu iletişimde genelde sağlıklı olmuyor. Genelde diyorum da, sağlıklı olduğunu da şimdiye kadar hiç görmedim. Belki gözümden kaçmıştır diye 'genelde' ifadesini kullanıyorum.




Kızla karşılaşabilmek için planlar filan yapıyorsun. Sonra aklına 'tanrıyı güldürmek istiyorsan ona planlarından söz et!' gibi aşağılık bir söz geliveriyor. 'Ula nereden duydum bu sözü, bi kere bulaştı, bir türlü bırakmıyor beni!!'' diye dert filan yanıyorsun.

Neyse yine de plan yapmaktan vazgeçmiyorsun. Okuduğu okulu, yaşadığı yerleri bi bahane ile dolaşıyorsun. Karşılaşma şansımız artar diye düşünüyorsun; kendini rahatlatıyorsun; ancak bir türlü o karşılaşma gerçekleşmiyor. 'Hayır, karşılaşma gerçekleşse ne olacak ki?' diye bi soru takılıyor aklına, bu soru biraz seni meşgul filan ediyor, sonra 'Olsun beaf! Biz bi karşılaşalım de, sonrası Allah kerim!!'' diye teselli ediyorsun kendini..

Takıldığı, oturduğu mekanları, kafeleri geziyorsun. O mekanlarda istemediğin halde çay, kahve içiyorsun. Eğer maddi durumun o an için uygun değilse, sürekli çay içerek, giriştiğin maceranın maaliyetini düşürüyorsun en azından (Maceraya bakar mısın? Sanki godzilla ile mücadele ediyoruz!!) Sürekli etrafa bakınıyorsun, gelen gidene bakıyorsun, herkesi ona benzetiyorsun, bir anda heyacanın artıyor. Tabii ki bir türlü planlama başarı ile sonuçlanmıyor, benzettiğin kişilere malak malak bakıyorsun sadece. Hayır bu durum da çok kötü arkadaş. Böyle millete bakınca, millette yanlış anlayabiliyor. Bir gün dayak yiyecem diye korkuyorum.

Neyse sonra önceki görüşmelerin aklına filan takılıyor. Her konuşmayı aklında tutyorsun. Hem de hafızan inanılmaz zayıf olmasına rağmen. Ettiğin her lafı eleştiriyorsun, 'Ula kıza bu konudan niye bahsettin ki?' filan diye soruyorsun. Kızla konuşabilmek için konu arıyorsun ya, bu konularda genelde saçma sapan oluyor. Düpedüz saçmalıyorsun. Sonra 'acaba benim hakkımda ne düşündü ki kız?'' diye dertleniyorsun. Ya da konuyu kız açıyor; bi soru geliyor sana ya da seninde yorumlaman gereken bir durum çıkıyor ortaya; işte o anda olmadık, inanılmaz zorlama bi cevap veriyorsun ya da zorlama bir yorum yapıyorsun. İşte bu durum da çok fena. O an aklına geldikçe çıldırıyorsun.

Kıza bir de 'La' diye hitap ettiğin geliyor aklına. Arkadaş ben bu manyak kelimeyi ( La kelime mi ki acaba) niye kullanıyorum ki diye kendini heder ediyorsun. Sonra 'Len, le' gibi kelimelerle, bu 'la' kelimesini incelttiğini filan hatırlıyorsun. İşte o hatırladığım an 'Arkadaş o an ölseydin, yerin dibine girseydin daha iyiydi!!'' diye içinden geçiriyorsun. 'Hayır niye böyle salaklıklar yapıyorsun ki? Normalde şu lafları edeni eleştiriyorsun, ancak aynı şeyleri sen de yapıyorsun!!' diye dövünüyorsun. Sonra 'Arkadaş bu benim en doğal halim, ben arada sırada 'la' derim, kıza niye sanal Ender Bediz göstereyim ki?'' diye kendini teselli ediyorsun. Sonra ''La''ya 'Le', ''Lan''a Len'' dediğin aklına geliyor, çıldıryorsun. Sonra ''Ya bu Bahzat Ç'den sonra bu kelime çok sıradan bir hâl aldı, aslında kullanınca da çok kötü kaçmaz beaf!!'' diye kendini teselli ediyorsun, ancak böyle düşündüğün an ''Ya arkadaş bu film yüzünden bu kelimenin samimiyeti kalmadı, çok yapay bir kelime gibi geliyor millete. Sanki özenti ergen genç gibi bi hava veriyor!!'' diye dövünmeye başlıyorsun.

Saçma sapan nedenlerden ötürü telefondan mesaj filan atıyorsun. Sürekli mesaj atacak bir neden peşinde koşuyorsun. Bu çok zorlama olduğu için sürekli saçmalıyorsun. ''Keşke o da bana mesaj atsa!!'' filan diye aklından geçiriyorsun. Ondan da mesaj gelmiyor maalesef. Bu sefer çaresiz çaresiz ortalığa bakıyorsun..Mesaj olayını çok zorladığın düşüncesine kapılıveriyorsun.

Çabaların hep boşuna gittiği için kendini sorguluyorsun. 'Ben kimim ki la?' diyorsun ve özgüvenin çöküveriyor. Hüzünleniyorsun, duygusal şarkılara ağırlık veriyorsun bu duygusal parçalar en sert duygusal parçalarla sonlanıyor. Orhan Gencebay neyse de Ferdi Tayfur'a gelmişse sıra, işte o zaman durum çok feci demek. Aklına Ferdi Tayfur'dan sanmaki yaşıyorum parçasının nakaratı

''Sanmaki yaşıyorum,
sanmaki ben çok mutluyum,
tek tesellim hayallerim;
kendimi arıyorum!!''

geliyor. Şimdi dönüp bakıyorum da cidden Ferdi babanın dediği gibi aşkta gurur olmuyormuş. Yoksa yukarıda da ifade ettiğim gibi, malak duruma düşmenin başka açıklaması olamaz.

Neyse içimi döktüm, rahatladım. Çaresizlik kötü bir şey. Allah kimseyi çaresiz bırakmasın efendim.

Saygılar sevgiler...































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder