27 Ağustos 2011 Cumartesi

Otobüs maceraları devam ediyor



Evet bir kaç gün önce özel halk otobüsünde ciddi bir tartışmanın hatta kavganın başrolünde yer alarak otobüs maceralarıma bir yenisi eklemiş oldum. Hayatımın büyük bir bölümü otobüslerde geçtiğinden otobüsü bir dünya olarak görüyorum, kendi yaşam alanlarımdan bir yer. Eğer otobüs yolculuklarında edindiğim tecrübeleri bir araya getirirsem, dünyayı daha kolay anlamayacam demektir.





Şimdi efendim olay özel ders dönüşü, Güvercinlik'ten bindiğim otobüste meydana geldi. Sincan, Fatih, Elvankent, Eryaman hatlarının değişilmez ulaşım araçlarından midibüste gerçekleşti olay. Bir kaç dakika otobüsü bekledikten sonra otobüs geldi. Otobüs biraz dolu gibiydi, ilk önce binip binmemek arasında gidip geldim. Ancak ramazan ayında iftara 2 saat kala bundan daha boş otobüs bulamayacağıma kanaat getirerek vira bismillah diyerek otobüse bindim. Otobüse biner binmez, muavinden ilk gol geldi. Ben pasoyu gösterdim, parayı uzattım ve muavin ''bu paso geçerli değil'' diyerek gerilimin ilk fitili ateşlemiş oldu. (Paso alsak bi dert, almasak bir dert.) Tabi pasomun gerçek ve bu senenin pasosu olduğunu muavine ispatladıktan sonra kısa bir süreliğine sorun çözülmüş oldu. Benim bindiğim duraktan sonra, şöför haklı olarak başka yolcuları da aldı ve muavin ve şöför otobüste boşluk aramaya başladı ve muavin beni muavinin önündeki merdivene çıkardı. (Bu merdivende otobüse ulusa sesleniş konuşması yapabilirdim.) Yalnız muavinin kafasının üstüne baykuş gibi tünemiş oldum ki, bu hem benim kendimi kötü hissetmeme neden oldu hem de bulunduğum yerden bütün yolcu ahalisi beni görebildiğinden ortalıkta bi görüntü kirliliği oluştu. Ancak boşlukları doldurmak gerekiyordu ve ben de görevimi ifâ etmenin huzuru ile yola devam edebilirdim. 

Bir durak daha geçti ve şöför başka yolcu almaya devam etti, ve bu sebeple otobüsün arkasından homurdanmalar gelmeye başladı. Bu durum muavini isyana sürükledi ve yanı başında ( Pardon tepesinde) olduğum için bana dert yandı.

- ''Ya kartlı otobüslerde millet tıpış tıpış arkaya doğru yanaşıyor, ancak bu otobüslerde kimse yerinden kımıldamıyor'' diye söylendi.

O anda tabi benim kalbim cız etti, beynimde kıvılcımlar oluşmaya başladı. Muavin benden onay bekliyordu. ( Zaten hep böyle olur. Genelde dolmuşlarda, şöför arkadaki yolculara laf yetiştirir, laf yetiştirdiği yolcu indiği zaman arkasından konuşmaya başlar ve ön koltukta oturan yolcuda şöföre sonuna kadar hak verir, bununla da yetinmez o da inen yolcu hakkında ileri geri konuşur. Böyle bi durum söz konusu toplumda, kesinlikle dert yanan insan geri çevrilmez ve dert yanan haklı görülür.Buna ters davrananan çok nadir çıkar.) İşte parantez içinde bahsettiğim olayın bi benzerini bende yaşamış oldu. Bu genel eğilime ters yönde hareket eden nadir olur demiştim ya, işte o nadir gelişen olayı ben gerçekleştirmiş oldum. Muavine bu konuda hak verirsem kendimi inkâr etmiş olurdum. Çünkü bu özel halk otobüsünde insan taşımacılığı yapılmıyor, daha başka bi şey yapılıyordu. Sürekli boş yer arayan muavinle yolcular arasında sorun çıkıyordu. Şimdi ben de muavine hak verirsem, bu olaydan sonra bu konuda şikayet etme hakkını kendimde göremezdim. İşte muavinin lafına karşı ben de:

- '' Hocam maalesef sizin bahsettiğiniz gibi gelişmiyor olaylar. Kartlı otobüslerde, şöförler yolcu sayısına göre para kazanmadığı için, insanların boşlukları doldurması konusunda o kadar da çaba göstermiyorlar. Bu sebeple de insanlar arkaya pek ilerlemiyorlar.Ancak siz daha fazla para kazanmak için, sürekli yolcularla sorun yaşıyorsunuz!''

dedim ki, kıvılcım bir anda yangına dönüştü.(Bu arada dikkat, o anda duraktan yolcu almasına şikayetim yoktu. Muavin genel bir durumdan bahsetti, bende dertli olduğum bir konuda genel bir laf ettim. Yoksa otobüste bir kaç kişinin binmesi için yer vardı. Bunu da tartışmanın aralarında ifade ettim. Ancak dinleyen olmadı.)

İşte burada aklıma kaos teorisi geliyor. Kaos teorisi ''Ulaşılan yeni düzen, kendiliğinden örgütlenen bir süreç vasıtasıyla kestirilemez bir yöne doğru gelişir'' yani 'karmasik sistemlerde (genelde lineer olmayan sistemler, buna sosyal olayları da katabiliriz yani) yapilan ufak tefek oynamalarin ilerdeki zamanda buyuk degisikliklere yol açacağını'' ifade ediyor. Olayla bağlantı kurarasak eğer, ben derdimi anlattığımda aslında hiç beklemediğim bir yangına hatta felakete sebebiyet vermiş oldum. Aslında otobüste bir kaos çıkarma gibi bi derdim yoktu.

Şimdi ne kaosu kardeşim diyebilirsiniz. Evet, ben o talihsiz ifadeleri ağzımdan kaçırdığım vakit, muavin gürlemeye başladı. Biz para kazanmaya çalışıyoruz, eğer beğenmiyorsanız binmeyin'' dedi ve ben de ''Tabi para kazanmaya çalışıyorsunuz ve bu konuda size katılıyorum, ancak insan taşıdığınızın farkında olduğunuzu pek düşünmüyorum!!'' dedim ki, taaaak boğazıma yapıştı. Bu hareketi hiç beklemiyordum açıkçası. Muavin yaşlı ve acaip cılızdı. Ben ise şişman olsam da ona nazaran çok diri ve güçlüydüm hatta gençtim. Bu hareketi yapıyorsa bu adam kesinlikle cinnet geçirmiş olması gerekirdi. Zaten maalesef adam cinnet geçirdi. (Çok erken yaptı bu hareketi. Boynuma daha sonra sarılmalıydı bence)



Bu hareket otobüste bir dalgalanmaya sebep oldu. Bir kaç saniye içinde bağırmalar, çağırmalar, höykürmeler duydum hayal meyal. Böyle kriz anlarında genelde kilitlendiğimden şoka girdim ve bi kaç saniye hayattan koptum. Artık hayatla olan tek bağlantım, kulaklarımdı; çünkü bi anda gözüm karardı. Kulaklarım hâlâ devrede olduğu için otobüsteki bağırışları duydum. Bir kaç saniyede kendime gelince, ilk önce muavinin elini boğazımdan çektim ve ardından da muavini arkaya doğru ittim. Çok kolay yerine oturuverdi eleman. (Böyle anlarda yerine küt diye oturuveren adamlara karşı içimde derin bir yara oluyor. Sanki yere küt diye oturuveren adamın gururu incinmiş gibi hissediyorum. Gururu incinen adamında suratı cidden iç acıtıcı oluyor. Hayatta kimsenin gururunu kırmamak lazım. Onun için kavga cidden yapıma aykırı bir şey. Ancak şimdi kendimi savunmam gerekiyordu.)

(Otobüsün içi artık karışmıştı. Tam bi kaos ortamı hüküm sürmekteydi, ve bende bütün otobüsü görebilecek bir mevkii de olayın başrolündeydim. Çok kötü bir durum. )

Şoförün biraz yanında oturan adam muavine hareket yapmaya başladı, bağırdı, ayağa kalktı, muavin de adama işaret parmağını kaldırarak:

-''Sende otobüse bindiğinden beri, huzursuzluk çıkarıyorsun!!'' diyerek bağırdı.

(Sanırım ben gelmeden önce de tartışma olmuş. Ben olayı körüklemiş oldum gibi)

Otobüsün içi iyice alevlenince şoför otobüsü durdurdu ve o da bağırmaya başladı.

-'' Ben bu hattı almak için kaç daire sattım biliyor musunuz?''

-''Ben dolmuş şoförlüğü yaptım, dolmuşta herkes tıkış pıkış yolculuk yapıyor!!''

-'' Devlet bana şu kadar yolcu götürme hakkı vermiş ki size ne oluyor!!'' (Burada da sinirime dokundu. Devleti burada tartışamazdım ancak bu devlet konusunun çok asabımı bozduğu bir gerçek) diye ardı ardına bence anlamsız laflar etmeye başladı.

Ben de

-'' Sizin ne kadar daire sattığınız beni ilgilendirmiyor, burada hâyır işlemiyorsunuz. Para kazanmak için bu hattı aldınız bu kadar basit. Şu anda da yolcu alıp almamanıza bi itirazım yok.Zaten yer de var şu anda. Abinin dert yanmasına hak vermediğim için, anlamsız bir tartışmanın içindeyiz!!'' dedim.

Ancak bu kadar cümleyi sarf etmiş olmamın kimse için hiç bir önemi yoktu. Zaten şöför beni de dinlemiyordu. Çok anlamsız laflar ettiğimin farkındaydım. Şöför sadece ilk cümlemle ilgilendi ve muavine dönerek

-''Şuna 2 lirasını ver, insin, başka bir araca binsin!!'' dedi. ( Aslında öğrenci vermiştim, 75 kuruş kâr edebilirdim bu vesileyle, hatta biletimi de teslim etmeyerek elemanlara 3, 25 lira zarar verebilirdim.::PP Adamlara cidden büyük zararlar vermek istediğim doğru da, bu şekilde zarar veremem, Şaka yani..Neyse. )

Şoför beni indirmeye çalıştığı an, her kavgada ettiğim lafları etmeye başladım.

'' Hâyır işlemiyorsunuz, parasını verdikten sonra bu otobüste yolculuk benim hakkımdır. Beni kendi inisiyatifimin dışında indirme gibi bir hakkınız yok,(Bazı genel ahlaki sorunlar dışında) paramı verdikten sonra yol boyunca benim de hakkım var bu otobüste, insanlara hizmet etmek zorundasınız. Çünkü para kazanıyorsunuz.'' diye bağırdım. Bu cümleleri ilk tartışmalarda pek kullanamıyordum. Midibüslerde o kadar çok tartıştım ki, artık çok kolay şöföre cevap verebiliyorum.

Diğer yolcular da bana hak verdi, ve şoföre yola devam etmesi gerektiğini ifade ettiler. (Bu arada şoförün arkasında yer alan muavin ,sanırım babası, şoförü ikna etmek için Kürtçe bir şeyler dedi. O vakit, ''Ulen bir de bu anlamsız tartışma, anlamsız bir dil tartışmasına dönerse ayvayı yedik. Yarın manşetlerde bile olunabilir, 'Allah'ım başka bir rezillik çıkmaz inşallah diye dua etttim. Buradada Kaos teorisi devreye girmedi Allah'tan.)

Bu olaylar bir kaç durak arasında oldu ve tartışmanın alevlendiği vakit binen bir yolcu da, şoföre olan tepkimden sonra bana bağırmaya başladı:

- ''Ben şöförün tarafındayım, bir saattir otobüs bekliyorum. Tabii bizi alacak!! diye höykürmeye başladı. Çok anlamsız bu tartışma, anlamsız bi şekilde devam ediyordu.

Ben de kadına;

- '' Hanımefendi tartışmanın nedenini bilmiyorsunuz. Şu anda sizin bu otobüse binip binmemenizin tartışma ile bi alakası yok. Tabii bineceksiniz, yer var!'' dedim.

Ancak kadın artık hiç susmayacak gibi bağırmaya başladı.

- ''Ben şöförün tarafındayım, şöför haklı'' deyip duruyordu.

Ben de

-''Taraf olmanıza gerektirecek bir durum yok. Lütfen sakin olun. Çok anlamsız bir tartışma içindeyiz. Çok anlamsız bir şekilde başladı tartışma. Muavin boğazıma yapıştı!!'' dedim.

Kadın da 1 saat otobüsü beklemenin verdiği asabiyetle olsa gerek

-'' Tabi boğazına sarılır, yaşlı adama saygısızlık yapıyorsun. Çocuğu kadarsın. Saygısız!!Ben orucum!!'' diye cevap verdi.(Burada bana ne senin orucundan deseydim diye düşündüm sonra. Allah kabul etsin, ancak sizin oruç olmanızın konumuzla ilgisi yok, deseydim, şu anda kendimi daha iyi hissederdim. Böyle gergin ortamlarda orucun bahane olarak kullanılmasına gıcık oluyorum.) ( Bu arada bu tartışmalar böyle söz hakkı verilmiş gibi olmuyor. Herkes kendi cümlelerini, karşısındakini dinlemeden kuruyor. Yalnız her cümle diğerini bi kaç salise dinledikten sonra başlıyor.) 

Bu sefer diğer yolcular, kadına bağırmaya başladı:

- ''Muavinin buna hakkı yok, böyle bi şey yapamaz!!'' diye kadının üzerine gitmeye başladılar. Muavinin biraz yanındaki koltukta oturan, muavinin bana saldırmasına en ciddi tepkiyi veren adam, bu sefer de ayağa kalktı, kadına bağırarark el kol işareti yapmaya başladı. Ben de adamın yerine oturmasını, sakin olmasını, zaten şoförü ve muavini belediyeye şikayet edeceğimi söyledim ve ilginç bir şekilde uysallaşmasına neden oldum. (Hiç bir yerde bu kadar sözüm dinlenmemiştir sanırım.)


İşte burada şoför ve muavin yine alevlendi. Şoför bir daha otobüsü durdurdu ve  bana;

-'' Olayları sen başlatıyorsun. Kafamızı şişirme, şikayet edeceksen et'' diye bağırdı.

Ben de:

- 'Evet, zaten şikayet edecem' dedim ve şöför biraz bozuldu sanırım. Yerine oturdu, otobüsü yine kullanmaya başladı.


Arkadan bir dayı

-'Çarşamba pazarındaki karakola çekelim otobüsü, bu adamları şikayet edelim!! diye yerinden kalktı. Ben o anda ''Ule neredeyim ben, aman polis deme dayı''diye içimden geçirdim.( Bahsettiği karakola bi kaç sene önce askerliğimin tecil prolemi için gitmiştim. O zaman saçım uzundu ve polislerde hoşlanmadığım bir şekilde geyiktiler. Tuvaleti sordum, onlarda ''kız mı erkek mi?'' diye karşılık vermişlerdi. Allahım yarabbim geyiğe bak ya.. Nasıl iğrenç adamlar var ya.Pis pis de güldü o kadar. Bu sebeple bu karakolun yakınlarına bile gitmek istemiyorum.Tabii karakoldaki polisler değişmiş, ve her polis böyle değildir; ancak polislerden, askerlerden ve doktorlardan çekiniyorum arkadaş.)

Hâlâ otobüsün her yerini görebileceğim bir yerdeydim ve burada ulusa sesleniş konuşması yapabilirdim. Polis teklifinden sonra otobüs ahalisine dönerek bir konuşma yapmam gerekiyordu.

-'' Abiler ablalar, sakin olalım. Lütfen burada yaşadığımız olaylardan sonra, hiç bir şey yokmuş gibi evimize gitmeyelim. Lütfen otobüsün plakasını alalım ve EGOya şikayet edelim. Bir sonuç çıkmaz diye düşünmeyelim!!'' gibi küçük bir konuşma yaptım.

Muavin ve şoför

-''Şikayet edin tamam, şikayet edin tamam!!'' diye höykürmeye başladı.

Bu arada bana çıkışan kadın da yine şoför ve muavine destek verdiğini'' EGOyu arayıp, şöför ve muavini savunacağını'' söyledi. Muavinde kadının telefon numarasını aldı. ( Şikayete savunma olarak kadını kullanacak)

Tabii diğer yolcularda kadına bağırmaya başladı. '' Bunlara izin vermeyin, yüz veriyorsunuz!!'' diye çıkıştılar.

Bi kaç durak sonra bir kaç kişi inince otobüste biraz boşalma meydana geldi. Bende ulusa sesleniş konuşması yapmaya müsait yerden inip arkaya doğru ilerledim. Bir kaç durak sonra ilerleyeceğim için kalabalığı yarıp, arka kapıya yöneldim. Normalde arka kapıdan inmezdim böyle kalabalık durumda. Şöföre rica edip, ön kapıdan inerdim. Ancak şöförle yüz göz olmamak için, arkaya yöneldim. Normalde arka tarafa gitmek çok zordur, millet kolay kolay yol vermez, bin bir rica da bulunarak milleti ikna edip arkaya yürüyebilirsiniz. Ancak bu sefer ben arkaya doğru ilerledikçe millet saygıyla yol verdi. (Ulen olaya bak. Saygı duyulan bir adam olmak için kavga etmek gerekiyormuş demek ki..)

Neyse otobüsten indim, otobüsün plakayı aldım ve 153ü arayarak şikayetimi yaptım.

İşte olay budur. Çok anlamsız bir tartışma olmuş oldu. Büyük bir iletişim kazasına sebep oldum. Ancak bu midibüslerde tartışmalarım kesinlikle devam edecek. Cidden otobüs hattını alanlar, otobüste insan olduğunun farkında değiller. İnanılmaz saygısızlar. Adamlar her yolcuya bize muhtaçsınız der gibi bakıyorlar, kurallara uymuyorlar. Eşkiyalık yaparak milleti korkutmaya çalışıyorlar.

++++++++++

Şimdi niye hep ben böyle enteresan olaylara karşılaşıyorum? (Bu soruldu, mühim.)

1-) Bence otobüste yaşanan tartışmalar sadece benim başıma gelmiyor. Sıklıkla tartışmalara şahit oluyorum. Bu sebeple benim başıma gelen olaylar pek çok kişinin başına da gelmiştir diye düşünüyorum. Ancak bunu pek fazla kişi ifade etmiyor. Anca konu açıldığında söylüyor millet. Ben ergen gibi facebook duvarında yaşadığım her şeyi paylaşıyorum. Köpek kovalıyor, yazıyorum; köpek ısırıyor, yazıyorum; biri ile tartışıyorum, yazıyorum. Bu sebeple sanki benim başıma gelenler sadece bana özgü gibi anlaşılıyor.

2-)Tartışmamak için millet karşısındakine göre tavır alıyor. Yazıda da bahsetmiştim. Dolmuş şoförü inen yolcu hakkında ileri geri konuşur, yanındaki yolcuda şoförün suyuna gider, o da inen yolcu hakkında ileri geri konuşur. Ancak ben böyle genel davranış şeklini benimsemediğim için, aklıma geleni söyledim. Tabii böyle ortamlarda uzun cümlelerle, sakin sakin tartışmak mümkün değil. Benimkisi biraz akıntıya karşı kürek çekmek gibi bir şey oldu. Açıkçası normalde ben de muavinin suyuna giderdim. Ancak hem otobüse ilk bindiğimde bana negatif hava verdi hem de dert yandığı konuda kesinlikle muavinle aynı fikirde değildim.Eğer sussam ya da onaylarsam kendimi inkâr etmiş olurdum. Bu sebeple anlamsız bir tartışmanın boşrolünde yer aldım. Tabii genellikle millet benim gibi davranmadığı için, benim hareketim marjinal olmuş oluyor.

3-) Otobüslerde çok vakit geçiriyorum. Günde 3-4 saat yolculuk yaptığım oluyor. (Abartmıyorum. Özellikle sene içinde özel dersler yüzünden sürekli otobüsteyim.) Bu sebeple otobüste enteresan olaylarla karşılaşmam başka birine göre daha kolay oluyor. 

++++++++++++++++++


Durum budur. Bu otobüslerde aksiyon bitmez, macera arayan varsa sık sık otobüslere binsin.

Saygılar..




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder